İskitler: Avrasya Bozkırlarının Gizemli Savaşçıları
Türk Tarihi

İskitler: Avrasya Bozkırlarının Gizemli Savaşçıları

Talim Zade

Talim Zade

4 gün önce · 5 dk okuma

Tarih boyunca bazı toplumlar kurdukları şehirlerle, bazıları ise geride bıraktıkları yazılı belgelerle hatırlanmıştır. Ancak öyle kavimler vardır ki arkalarında büyük saraylar ya da kapsamlı arşivler bırakmamalarına rağmen dünya tarihini derinden etkilemişlerdir. İskitler de bu toplulukların başında gelir. Yaklaşık MÖ 8. yüzyıldan MÖ 3. yüzyıla kadar Karadeniz'in kuzeyinden Altay Dağları'na uzanan geniş bozkırlarda hüküm süren İskitler, yalnızca savaşçı kimlikleriyle değil, geliştirdikleri atlı göçebe kültürüyle de Avrasya tarihinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

İskitler hakkında bildiklerimizin önemli bir bölümü Antik Yunan tarihçisi Herodotos'un eserlerinden gelmektedir. Bunun yanında Pers yazıtları, Asur belgeleri, Çin kaynakları ve özellikle son iki yüzyılda yapılan arkeolojik kazılar, İskitler hakkındaki bilgilerimizi önemli ölçüde genişletmiştir. Buna rağmen İskitlerin kökeni, dili ve etnik yapısı günümüzde hâlâ tarihçilerin üzerinde tartıştığı konular arasında yer almaktadır. Bu nedenle İskitler hakkında kesin ifadeler kullanırken dikkatli olmak gerekir.

İskitler Kimdi?

Antik Yunan kaynaklarında "Skythai", Pers kaynaklarında ise "Saka" adıyla geçen İskitler, tek bir kabileden oluşan homojen bir toplum değildi. Aksine, birbirine kültürel açıdan yakın çok sayıda bozkır topluluğunun oluşturduğu geniş bir konfederasyon görünümündeydiler. Yaşadıkları coğrafya düşünüldüğünde bunun oldukça doğal olduğu söylenebilir. Çünkü Karadeniz'in kuzey bozkırlarından Kazakistan'a kadar uzanan geniş alanlarda yaşayan göçebe toplulukların zaman içinde birbirleriyle kaynaşması kaçınılmazdı.

Bugün birçok araştırmacı, batıdaki İskitlerin büyük ölçüde İranî diller konuştuğunu kabul etmektedir. Ancak doğuya gidildikçe durum daha karmaşık hâle gelir. Özellikle Saka topluluklarının tamamının tek bir etnik kökene sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Arkeolojik bulgular ve farklı yazılı kaynaklar, bozkır dünyasının çok kültürlü ve çok etnikli bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle "İskitler tamamen Türk'tü" ya da "tamamen İranîydi" şeklindeki kesin hükümler günümüz akademik literatürünü tam olarak yansıtmaz.

Bozkırın Çocukları

İskitlerin hayatını belirleyen en önemli unsur yaşadıkları coğrafyaydı. Sonsuz gibi görünen Avrasya bozkırları, tarım için çok elverişli değildi ancak hayvancılık açısından son derece uygundu. Bu nedenle İskit ekonomisinin temelini at yetiştiriciliği, koyun ve sığır sürüleri oluşturuyordu.

At, İskit yaşamının merkezindeydi. Sadece ulaşım aracı değil; savaşın, ticaretin ve günlük hayatın vazgeçilmez bir parçasıydı. Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren ata binmeyi öğreniyor, okçuluk eğitimi alıyordu. Antik yazarlar, İskit süvarilerinin hareket kabiliyeti karşısında dönemin düzenli ordularının büyük zorluk yaşadığını aktarmaktadır.

Göçebe yaşam tarzı sayesinde büyük mesafeleri kısa sürede kat edebiliyor, ağır lojistik yük taşımadan savaşabiliyorlardı. Bu özellikleri onları çağlarının en etkili hafif süvari güçlerinden biri hâline getirmişti.

Savaş Sanatı ve Askerî Başarıları

İskitlerin askeri gücü büyük ölçüde hareket kabiliyetine dayanıyordu. Düşmanlarını doğrudan karşılamak yerine yıpratma taktiği uyguluyor, ani baskınlar düzenliyor ve gerektiğinde hızla geri çekiliyorlardı. Bu yöntem günümüzde "vur-kaç" taktiği olarak tanımlanabilecek savaş anlayışının erken örneklerinden biridir.[2]

Bu stratejinin en bilinen örneği Pers Kralı I. Darius'un İskit seferidir. MÖ 513 yılı civarında gerçekleştirilen bu seferde Pers ordusu sayıca üstün olmasına rağmen kesin bir zafer elde edememiştir. İskitler geri çekilirken otlakları yakmış, su kaynaklarını kullanılmaz hâle getirmiş ve Pers ordusunu sürekli hareket etmeye zorlamıştır. Sonuçta Darius geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu olay, bozkır savaş yöntemlerinin düzenli ordular karşısındaki başarısını gösteren en önemli örneklerden biri kabul edilir.

Günlük Yaşam ve Toplumsal Yapı

İskit toplumu yalnızca savaşçılardan oluşmuyordu. Hayvancılar, zanaatkârlar, tüccarlar ve din adamları da toplumsal düzen içinde önemli yer tutuyordu. Herodotos, bazı İskit gruplarını "Krali İskitler", "Göçebe İskitler" ve "Çiftçi İskitler" şeklinde sınıflandırır. Modern tarihçiler bu bilgileri tamamen doğru kabul etmese de İskit toplumunun kendi içinde farklı ekonomik yapılara sahip olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Kadınların toplum içindeki konumu da dikkat çekicidir. Özellikle Karadeniz'in kuzeyindeki kurganlarda yapılan kazılarda silahlarıyla birlikte gömülmüş kadın mezarları bulunmuştur. Bu bulgular, bazı kadınların aktif savaşçı olabileceğini düşündürmektedir. Antik Yunan mitolojisindeki Amazon efsanelerinin ortaya çıkmasında İskit kadın savaşçıların etkili olmuş olabileceği yönünde çeşitli görüşler bulunmaktadır. Ancak bu ilişkinin kesin olarak kanıtlandığını söylemek mümkün değildir.

Kurganlar ve Altın Sanatı

İskitler denildiğinde akla gelen en dikkat çekici miraslardan biri kurgan adı verilen mezar yapılarıdır. Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Güney Sibirya'da bulunan yüzlerce kurgan sayesinde İskit kültürü hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler elde edilmiştir.

Bu mezarlarda yalnızca insanlar değil, atlar, silahlar, savaş arabaları, günlük kullanım eşyaları ve çok sayıda altın eser de bulunmuştur. Özellikle geyik, kartal, panter ve griffon gibi hayvan figürleriyle süslenen altın işlemeler, İskit sanatının en ayırt edici özellikleri arasında yer alır.

Sanat tarihçileri bu üslubu "Hayvan Üslubu" olarak adlandırmaktadır. Hayvan figürleri yalnızca estetik amaç taşımıyor, aynı zamanda güç, hız, cesaret ve doğayla kurulan ilişkiyi de simgeliyordu.

İnanç Dünyaları

İskitlerin dini hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Yazılı kutsal metin bırakmamış olmaları nedeniyle araştırmacılar daha çok Herodotos'un aktardıkları ve arkeolojik buluntular üzerinden değerlendirme yapmaktadır.

Herodotos, İskitlerin gökyüzü, ateş, savaş ve bereketle ilişkilendirilen çeşitli tanrılara inandığını belirtir. Ayrıca kılıca kutsallık atfetmeleri dikkat çekicidir. Bazı kazılarda bulunan ritüel alanları da savaş kültünün önemli olduğunu göstermektedir. Bunun yanında şamanik uygulamalara benzeyen dini törenlerin varlığına ilişkin çeşitli arkeolojik yorumlar bulunmaktadır. Ancak bunların tamamı kesinleşmiş bilgiler değildir.

İskitler ve Anadolu

İskitlerin tarihi yalnızca Karadeniz'in kuzeyiyle sınırlı değildir. MÖ 7. yüzyılda Kimmerleri takip ederek Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya girdikleri bilinmektedir. Bu dönemde Urartu, Asur ve Med devletleriyle mücadele etmiş, zaman zaman bölgedeki siyasi dengeleri değiştirmişlerdir.

Asur belgelerinde geçen "Aşguzai" adının büyük ölçüde İskitlerle ilişkili olduğu kabul edilmektedir. Anadolu'daki varlıkları kalıcı bir devlet kurmalarına yol açmamış olsa da Yakın Doğu siyasetinde önemli bir askerî güç olarak yer almışlardır.

İskitler Türk müydü?

İskitlerle ilgili en çok tartışılan konulardan biri budur. Özellikle Türkiye'de bu mesele uzun yıllardır ilgi görmektedir.

Günümüzde uluslararası akademik çevrelerde hâkim görüş, Karadeniz'in kuzeyindeki klasik İskitlerin büyük ölçüde İranî dil konuşan topluluklardan oluştuğu yönündedir. Bununla birlikte doğu bozkırlarındaki Saka topluluklarının etnik yapısının daha karmaşık olduğu ve zaman içerisinde farklı halkların bu kültürel çevreye katıldığı düşünülmektedir.[1]

Dolayısıyla İskitleri yalnızca tek bir milletin doğrudan atası olarak tanımlamak bilimsel açıdan isabetli değildir. Bozkır dünyası sürekli göçlerin, kültürel etkileşimlerin ve siyasi birleşmelerin yaşandığı dinamik bir yapıya sahipti. Bu nedenle İskitler, Avrasya tarihinin ortak mirası olarak değerlendirilmektedir.

Kaynaklar

Türk Tarihi
  1. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, "Greklerin Ötekisi: İskitler".
  2. Renate Rolle, The World of the Scythians. University of California Press, 1989.
0
0 yorum 33 görüntülenme

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yap.

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.