Hiç kuşkusuz dünya üzerinde ekonomi sistemlerinin başında Kapitalizm gelir. Özel sermayenin devlet gözetimi altında şahsi menfaatler doğrultusunda, arzın talebi karşılaması durumunun nihai yaratıcısı; kapitalizmdir.
Kapitalizm iyi midir?
İyi ve kötü kavramı subjectif olduğu gibi bu ekonomi modelinin de faydası kişiye göre değişebilir. Tamam şimdi farklı idealardan bu meseleyi ele alalım.
Liberal Perspektifinde Kapitalizm
Liberaller için temel özne bireydir. Sınıflar ve toplumlar kapsamı altında değildir. Mülkiyet hakkını, girişim serbestliliğini savunur. Kişi yapabiliyorsa yapmalıdır der.
Halkçılık perspektifinde kapitalizm
Halkçı anlayış kendini kamucu, toplumcu disiplininde değerlendirir. Yani der ki: “Toplum için faydalı ise faydalıdır.”
Emekçinin emeği bölünür ve buna artı değer sömürüsü denir. Bu bölünen emek, para karşılığında mülk sahibine girdi olarak geçer. Halkın en küçük parçası olan bireyden sesler yükselmeye başlar ve anahtar kelimeler genellikle şu şekidedir : “Emek paylaşımı neticesi adaletsiz bölüşün. ”
Genel Perspektif
Genel perspektiften bakarsak emekçinin emeği mülk sahibine sermaye olarak aktarılır. Mesela bir örnekle izah edelim.
Bir işveren 20 işçi çalıştırarak 5 ayda 1 adet altın madeni çıkartıyor. İşlerin anlaşması gereği: yemek, konaklama, 1 gün izin ve 10 ay boyunca para biriktirerek Iphone 17 Pro alabilecek standartta aylık veriyor. Dolayısıyla işçi Iphone 17 Pro alabilmek için 2 kez altın madeni çıkartma aşamasında operasyon dahilinde olmalıdır. 10. Ay sonunda işçilerimiz o hayalini kurduğu Iphone 17 Pro’yu elde etmişlerdir ama bir de sarmaye sahibi işverenin kazanımlarına bakalım: Sermaye artar, kar sağlanır, marjinal fayda pink yapar. Emeğin satılabileceğini anlayan pazar; adeta güvenoyu kazanır. 3. maden kuyusu için gerekli prosedürler sağlanmaya başlanır.
İşçi sürekliliği ve artı getirisi olmayan bir nesne elde edip bunu kazanç olarak görürken, sermaye sahibi yeni projeler için yeni keşifler ve daha büyük emek kadrosu sağlamak için gereken sermayeyi elde etmiştir.
Netice olarak kapitalizm iyi midir kötü müdür tartışılır fakat iyiyse de kötüyse de bunun hem başarısını hem de cezasını çeken bir din adamı vardır: John Calvin.

John Calvin
John Calvin (1509–1564), Rönesans ve Reform’un en etkili şahsiyetlerinden biridir. Aslen Fransa’da hukuk eğitimi almış, 1530'lu yıllarda Katolik Kilisesi’nden koparak Protestant hareketine katılmıştır. İsviçre’nin Cenevre şehrinde geliştirdiği öğretiler ve kurumsal düzenlemeler, modern Protestan düşüncesinin ve toplum yapısının şekillenmesinde belirleyici rol oynamıştır.
En temel katkısı, Kalvinizm olarak bilinen teolojik sistemdir. Bu sistemde, Tanrı’nın mutlak egemenliği ve önceden belirleme (predestinasyon)[2] doktrini merkezi bir yer tutar. Calvin, inançla elde edilen lütfun, bireyin yaşamında disiplinli ve çalışkan bir ethos ile tezahür etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu “dünyevi asketizm” anlayışının, Batı’da iş ahlakı ve kapitalist zihniyetin gelişimine etkisi üzerine önemli sosyolojik tezler bulunmaktadır.
Cenevre halkı onu din adamından ziyade toplumu düzenleyen,reformist bir adam olarak görmüştür.
John Calvin'in Dünya Anlayışı
John Calvin, dünya için çalışmayı dini anlamda bir ibadet olarak görürdü.
Tanrı’nın bizim için dünyayı böylesine muhteşem bir şekilde süslemiş olması, bu güzel tiyatronun sadece seyircisi olmamızla kalmayıp, aynı zamanda bize sunulan iyiliklerin katlanarak artan bolluğunun ve çeşitliliğinin tadını çıkarmamız için büyük bir şereftir. [1]
Kendi sözleri üzerine; bu tiyatronun sadece seyircisi olmayıp aktörü olabilmek için de para kazanımı gerekmektedir değil mi?
John Calvin’in çalışma üzerine bir çok aforizması bulunmaktadır, bunlardan biri şudur: İnsanların kurtuluşa erip eremeyeceği bir muammadır. Bunu ancak tanrı bilir fakat seçilmiş olup olmayanlar dünyevi anlamda bellidir: başarı disiplin ve düzen… bu bağlamda John Calvin zenginlik tanımını yaparken; tanrının lütfunun olası göstergesi olarak tarif eder.
Çalışma Bağlamı
John Calvin, çalışmayı bir ibadet olarak görür. Bir nevi tanrıya hizmet olarak açıklar. Onun disiplininde tembellik günah sayılken rasyonel çalışma ise erdemdir.
John Calvin, gösterişten uzak bir hayatı öğütler. Takı ve süslerin tevazu içinde takılıp aşırıya kaçılmaması gerektiğini, kıvamında yeyilip içileceğini israf edilmemesi gerektiğini söyler.
Bu Tezat Değil mi?
Çalışmalı kazanmalı ama harcanmamalı. evet John Calvin’in demek istediği tam da bu. Kazan, harcama, biriktir… Devamında sermaye birikimi ortaya çıkar. Bu büyük sermaye tekrar kazan kazan modelini ortaya çıkarır. Yani sermaye sermayeyi doğurur. Ve dolaylı olarak kapitalizm teolojik olarak meşruiyeti kazanmış olur.
Tefecilik diye bir ekonomik sektör doğduğundan beri katolik kilisesi bu yapıya karşı katı kurallar koymuştu. Fakat dini reformcu olarak anılan John Calvin’de bu konu hakkında düşünceleri şu şekilde idi:
Faiz oranının asla yoksulları sömürmek için kullanılmaması gerektiğini ve borç alanların borçlarından daha fazla kar elde etmesi gerektiğini söylemiştir.
Böylelikle paraya faiz uygulanmasını benimseyen ilk Hristiyan ilahiyatçı olmuştur.




