Bölünmeden Dirilişe: Göktürklerin Çöküşü, Yeniden Doğuşu ve Türk Tarihine Bıraktığı Miras
Türk Tarihi

Bölünmeden Dirilişe: Göktürklerin Çöküşü, Yeniden Doğuşu ve Türk Tarihine Bıraktığı Miras

Talim Zade

Talim Zade

5 gün önce · 5 dk okuma

Tarih, yalnızca yükselen devletlerin hikâyesini anlatmaz. Bazen bir devletin yıkılışı, kuruluşundan çok daha öğretici olabilir. Göktürk Kağanlığı da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Mukan Kağan ve İstemi Yabgu döneminde Avrasya'nın en güçlü siyasi yapılarından biri hâline gelen devlet, birkaç nesil sonra iç mücadeleler, taht kavgaları ve dış müdahaleler nedeniyle çözülme sürecine girdi. Ancak Göktürkleri diğer birçok bozkır devletinden ayıran en önemli özellik, bu çöküşün kalıcı olmamasıdır. Yaklaşık yarım asırlık Çin hâkimiyetinin ardından aynı millet yeniden ayağa kalkacak ve tarihe İkinci Göktürk Kağanlığı olarak geçecek yeni bir devlet kuracaktır.

Bu nedenle Göktürklerin son dönemi yalnızca bir yıkılış değil, aynı zamanda yeniden doğuşun da hikâyesidir.[1]

Güçlü Devletin Zayıf Noktası

Göktürkler kısa sürede çok geniş bir coğrafyaya hâkim olmuştu. Ancak bu büyüklük beraberinde bazı sorunları da getirdi. Devlet, doğu ve batı kanatları şeklinde yönetiliyordu. İlk yıllarda bu sistem başarılı sonuçlar vermiş olsa da zamanla iki kanadın çıkarları birbirinden uzaklaşmaya başladı.

Hanedan üyeleri arasındaki taht mücadeleleri de merkezi otoriteyi zayıflatıyordu. Bozkır geleneğinde hükümdarlık yalnızca hükümdarın en büyük oğluna ait değildi. Hanedanın farklı üyeleri de kağanlık üzerinde hak iddia edebiliyordu. Bu durum güçlü liderler döneminde sorun yaratmasa da zayıf hükümdarlar zamanında iç savaşlara zemin hazırlıyordu.[2]

Çin kaynakları, özellikle VII. yüzyılın başlarından itibaren Göktürk ileri gelenleri arasında yaşanan rekabetin giderek arttığını göstermektedir. Boylar arasındaki birlik zayıfladıkça devletin dış tehditlere karşı direnci de azalmaya başladı.

Çin'in Değişen Politikası

Göktürklerin en büyük rakibi yalnızca savaş meydanlarında karşılarına çıkan ordular değildi. Çin hanedanları, bozkır siyasetini çok iyi takip ediyor ve çoğu zaman askerî güçten önce diplomatik yöntemlere başvuruyordu.

Özellikle Sui Hanedanı'nın ardından kurulan Tang Hanedanı, Göktürkler arasındaki iç çekişmeleri dikkatle izledi. Rakip prensleri desteklemek, bazı boylara ayrıcalıklar tanımak ve ekonomik ilişkileri siyasi baskı unsuru olarak kullanmak, Çin'in en sık başvurduğu yöntemler arasındaydı.

Çin tarih kayıtlarında sıkça rastlanan "barbarları birbirine karşı kullanma" anlayışı, bu dönemde etkisini açık biçimde gösterdi. Göktürk boylarının ortak hareket edememesi, Tang Hanedanı'nın işini büyük ölçüde kolaylaştırdı.

Birinci Göktürk Kağanlığı'nın Sonu

630 yılı, Göktürk tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Doğu Göktürk Kağanlığı, Tang ordularının seferleri sonucunda büyük ölçüde dağıldı. Kağan İl Kağan esir düştü ve devletin bağımsızlığı sona erdi.

Ancak bu durum, bütün Göktürklerin Çin topraklarına tamamen boyun eğdiği anlamına gelmiyordu. Bozkırdaki birçok boy bağımsızlığını korumaya çalışıyor, bazıları ise fırsat buldukça isyan ediyordu.

Tang yönetimi ise Göktürkleri tamamen ortadan kaldırmak yerine onları kendi askerî sistemi içine dâhil etmeyi tercih etti. Çünkü bozkır savaşçıları, Çin ordusu için önemli bir askerî güç anlamına geliyordu.

Buna rağmen bağımsızlık düşüncesi hiçbir zaman tamamen kaybolmadı.

Kürşad Olayı: Tarih ile Efsanenin Kesiştiği Nokta

Göktürk tarihinin en çok konuşulan olaylarından biri de Kürşad Ayaklanması'dır.

Türk tarih yazımında büyük bir sembole dönüşen bu olayın temel kaynağı Çin yıllıklarıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Çin kaynaklarında ayaklanmanın lideri "Aşina Jiesheshuai" adıyla geçmektedir. "Kürşad" ismi ise modern Türk edebiyatında, özellikle Nihal Atsız'ın Bozkurtlar romanıyla yaygınlaşmıştır.

639 yılında gerçekleştiği kabul edilen olayda, yaklaşık kırk kadar Göktürk savaşçısı Tang İmparatoru Taizong'u kaçırarak bağımsızlık hareketi başlatmayı planladı. Ancak beklenmeyen hava koşulları ve planın açığa çıkması üzerine girişim başarısız oldu.

Askerî açıdan sonuç vermemiş olsa da bu olay, bağımsızlık fikrinin Göktürkler arasında yaşamaya devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Tarihçiler, ayaklanmanın ayrıntıları konusunda farklı değerlendirmeler yapsa da Çin hâkimiyetine karşı direnişin sürdüğü konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

Kutluk Kağan ve Yeniden Doğuş

Yaklaşık elli yıl süren Çin egemenliğinin ardından tarih yeniden yön değiştirdi.

682 yılında Aşina soyundan gelen Kutluk, dağınık durumdaki Türk boylarını etrafında toplamayı başardı. Yanında ise yalnızca başarılı bir komutan değil, aynı zamanda büyük bir devlet adamı bulunuyordu: Tonyukuk.

Kutluk, kısa sürede Tang garnizonlarına karşı başarılı saldırılar düzenledi ve bağımsızlığını ilan etti. Böylece tarihte İkinci Göktürk Kağanlığı olarak bilinen yeni dönem başladı.

Kutluk Kağan'a daha sonra "İlteriş" unvanı verildi. Bu unvan, "devleti derleyip toplayan" anlamına gelmektedir ve onun tarihî rolünü oldukça iyi özetler.

Tonyukuk: Devletin Hafızası

İkinci Göktürk Kağanlığı denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Bilge Tonyukuk'tur.

Tonyukuk yalnızca bir vezir değildi. Aynı zamanda stratejist, diplomat ve komutandı. [3]Çin'de yetişmiş olması sayesinde Tang yönetimini yakından tanıyor, onların güçlü ve zayıf yönlerini doğru analiz edebiliyordu.

Kendi adına diktirdiği yazıtta, Göktürklerin yeniden bağımsızlığa kavuşma sürecini ayrıntılı biçimde anlatır. Bu yönüyle Tonyukuk Yazıtı, yalnızca bir anıt değil, aynı zamanda dönemin siyaset anlayışını yansıtan bir tarih belgesidir.

Bilge Kağan ve Kül Tigin Dönemi

Kutluk Kağan'ın ardından tahta geçen Kapgan Kağan döneminde devlet yeniden genişledi. Ancak asıl istikrar, Bilge Kağan zamanında sağlandı.

Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin ve danışmanı Tonyukuk ile birlikte Göktürk tarihinin en parlak yönetim kadrolarından birini oluşturdu.

Kül Tigin askerî başarılarıyla öne çıkarken, Bilge Kağan devlet yönetimine ağırlık verdi. Tonyukuk ise her iki alanda da önemli görevler üstlendi.

Bu üç isim, yalnızca başarılı yöneticiler değil; aynı zamanda Türk siyasi düşüncesinin şekillenmesinde önemli rol oynayan kişilerdi.

Orhun Yazıtları: Taşa Kazınan Devlet Felsefesi

Göktürklerden günümüze ulaşan en değerli miras hiç kuşkusuz Orhun Yazıtları'dır.

Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk adına dikilen bu anıtlar yalnızca mezar yazıtı değildir. Aynı zamanda Türk tarihinin ilk uzun yazılı belgeleri arasında yer alırlar.

Yazıtlarda yalnızca savaşlar anlatılmaz.

Devletin nasıl yönetilmesi gerektiği, yöneticilerin halka karşı sorumlulukları, halkın birlik içinde kalmasının önemi ve geçmişten çıkarılması gereken dersler de ayrıntılı biçimde ele alınır.

Bilge Kağan'ın şu sözleri bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir:

"Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe Türk milletinin ilini ve töresini kim bozabilir?"

Bu ifade yalnızca bir hükümdarın halka seslenişi değil, aynı zamanda Göktürklerin devlet anlayışını yansıtan tarihî bir belgedir.

Göktürklerin Mirası

İkinci Göktürk Kağanlığı da VIII. yüzyılın ortalarında iç mücadeleler ve Uygurların yükselişi sonucunda tarih sahnesinden çekildi.

Ancak Göktürklerin etkisi devletlerinin ömrüyle sınırlı kalmadı.

Onlardan sonra kurulan Uygurlar, Kırgızlar ve diğer birçok bozkır devleti, Göktürk siyasi geleneğinden etkilendi. Daha sonraki yüzyıllarda Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi Türk devletlerinde de kağanlık geleneğinin izlerini görmek mümkündür.

Göktürkler ayrıca Türk adını uluslararası siyaset sahnesine taşıyan ilk büyük güç olarak hafızalarda yer etti. Orhun Yazıtları ise yalnızca Türk dili açısından değil, dünya kültür tarihi bakımından da eşsiz belgeler arasında kabul edilmektedir.

0
0 yorum 38 görüntülenme

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yap.

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.